Online Giresun Platformu
Bir Emeklinin Sofrası, Bir Ülkenin Aynası

Takvimler 2026’yı gösteriyor.
Yeni bir yıl…
Ama mutfaklarda yeni olan hiçbir şey yok.
Tencere yine aynı tencere, ateş aynı ateş…
Sadece içindeki eksiliyor.
Bugün Türkiye’de milyonlarca emekli, maaş bordrosuna değil; mutfağın hesabına bakarak yaşıyor. Çünkü artık rakamlar, istatistik olmaktan çıktı; doğrudan hayata dokunuyor.
2026 yılı başında SSK ve Bağ-Kur emeklilerine yapılan zam oranı %12,19.
Kâğıt üzerinde “çift haneli” diye ifade edilen bu artış, pazara çıkıldığında tek haneli bile kalmıyor. Çünkü hayat bu oranda pahalanmadı.
Bir örnekle anlatalım.
Fitre…
Fitre, bir insanın bir günlük asgarî gıda ihtiyacını ifade eder. Yani lüksü değil, doymayı esas alır.
Diyanet’in belirlediği rakamlar, aslında toplumun en alt yaşam standardının resmidir.
2025 yılı fitresi: 180 TL
2026 yılı fitresi: 240 TL
Artış: %33
Yani bir insanın bir günlük temel gıda ihtiyacı bir yılda %33 artmış.
Şimdi bunu 3 kişilik bir aileye uyarlayalım:
Günlük gıda karşılığı: 3 × 240 TL = 720 TL
Aylık (30 gün): 21.600 TL
Dikkat edin…
Bu rakamın içinde:
Kira yok,
Elektrik yok,
Su yok,
Doğalgaz yok,
Ulaşım yok,
İlaç yok,
Giyim yok.
Sadece hayatta kalacak kadar yemek var.
Şimdi bir de diğer rakama bakalım.
Son günlerde kamuoyunda sıkça dile getirilen bir ifade var:
“En az emekli aylığı 20.000 TL olacak.”
Bu rakam bir müjde gibi sunuluyor.
Oysa rakamları yan yana koyduğumuzda gerçek bambaşka:
En az emekli aylığı denilen tutar: 20.000 TL
3 kişilik bir ailenin sadece gıda gideri: 21.600 TL
Yani emeklinin tüm maaşı, mutfağa bile yetmiyor.
Daha fatura yok.
Daha kira yok.
Daha torun yok.
Daha hastalık yok.
Bu mu geçim?
Üstelik TÜRK-İŞ verilerine göre 2026 yılı açlık sınırı yaklaşık 30.143 TL.
Bu rakam, dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı beslenebilmesi için gereken tutar. Başka hiçbir gider yok.
Burada artık şu soruyu sormak gerekiyor:
Açlık sınırı 30 bin lirayı aşmışken, 20 bin lira kime yetiyor?
%12,19 zam alan emekliyle,
%33 artan fitre arasında sıkışan hayat,
bize acı bir gerçeği gösteriyor:
Emekli artık yoksulluk sınırında değil,
açlık sınırının altında yaşıyor.
Bir zamanlar emekli olmak, dinlenmenin adıydı.
Bugün emekli olmak, hesap yapmanın, kısmaya çalışmanın, utanarak istemenin adı oldu.
Bir zamanlar fitre veren emekli,
bugün fitre hesabı yapıyor:
“Bu parayı verirsem ay sonunu nasıl getiririm?”
Bir ülkenin refahı,
en yüksek gelirlilerle değil;
en kırılgan kesimleriyle ölçülür.
Bugün o kesim emeklidir.
Ve o kesimin sesi kısılmaktadır.
Şunu artık açıkça söylemek gerekir:
Emekli sadaka istemiyor.
Emekli lütuf istemiyor.
Emekli sadece insanca yaşayacağı bir aylık istiyor.
Ve bu talep, bir yük değil;
bir hak, bir vicdan, bir sosyal devlet borcudur.
