Giresun Haberleri

Harşit, Kürtün, Kazıkbeli ve Gelevera Yolculuğunda Bir Gün*

Bu yazıyı paylaşın

Tarihler 18 Mayıs 2024 Cumartesi gününü gösteriyordu. Meteorolojinin hava tahminlerine bakarak yola çıkma kararı almıştık. Havanın gayet açık ve güneşli olduğunu gösteriyordu. Rota belliydi. Harşit, Kürtün üzerinden Kazıkbeli’ne ulaşılacak. Oradan Tilkicek’e ve Gelevera Sapmaz’a varılarak dağların eteklerinden tırmanıp zirveden sonra biraz aşağıya inilerek Kekre yaylasına ulaşılacaktı. Kekre yaylasına bizim köy ahalisinin kullandığı yollardan epey gitmiştik ama Gelevera üzerinden gitmeyi hiç denememiştik. Dağ yoluna pek güvenemedik; çünkü karlı ve oldukça bozuk yollar bizi yarı yolda bırakabilirdi. Biraz da merakımızı gidermesi açısından Gelevera üzerinden gitmeyi pek münasip bulduk.

Nevalemizi hazırlayıp sabahın erken saatlerinde koyulduk yollara. Harşit Köprüsü ile Kazıkbeli merkez arasındaki yol mesafesinin 67 km olduğunu bile bile açtım yine de kronometreyi. Patates ekmeyi planladık esasında. Yaylada patates genelde Nisan sonu Mayıs ortalarına kadar ekiliyormuş. Çok da geç kalmamak lazım. Çünkü patatesin yetişmesi Ekim aylarını bulabiliyor. Tohumlukları arabaya yüklemiştik zaten. Harşit Çayı boyunca yolları aşa aşa Kürtün’e geldik. Azıcık bir soluklanmadan sonra yola revan olarak Kürtün baraj gövdesinin altından Harşit Çayı’nı karşıya geçtik. Çeşitli yol sapakları var buralarda köylere ve mahallelere giden. Mesela bunlardan biri Çayırçukur ve Şendere sapağı. Çayırçukur hakikaten görülmeye değer bereketli bir köy. Ama biz bu köyden geçmedik tabi. Dutluca’ya varınca şöyle bir Özkürtün’e tepeden bakarak etrafı temaşa ettik doğrusu. Özkürtün’ün şu an kurulduğu yer Cayra olarak biliniyor. Eski Kürtün, baraj yapımı nedeniyle sular altında kalarak tarihin tozlu sayfaları arasındaki yerini almış. Etraftaki yerleşim yerlerini süzdü bir müddet gözlerimiz. Süme Mahallesi, Süme Deresi, Süme Kalesi ve Erikbeli’ne giden yolu gözlemleyebildik. Yola devam ettik ve bir süre sonra Demirciler tabelası ile karşılaştık. Tabelayı görünce burada azcık duraksadık doğrusu. Geçmişin izlerini hissediyoruz ister istemez. Demirciler köyü halkın dilinde halen Harıt olarak bilinmektedir. Burası öncelerden Harid-i Kebir olarak büyük bir köy hüviyetinde olup bünyesinde Gürgenli ve Gündoğdu gibi mahalleleri de içeriyordu. Sonradan ayrılmışlar. Burada demirci ustası çokmuş, o yüzden demirciler vermişler adını. Halen de bu işle meşgul epey insan var burada. Önceleri Ermeni ve Rum nüfusu yaşıyormuş. O nedenle o bölgelerde yaygın olarak kilise varmış eskiden. Demirciler genelde engebeli bir arazi gibi gözükse de diğer köylere nazaran oldukça geniş düzlükleri vardır. Burası çok güzel ve verimli olduğu için “illa Harıt illa Harıt” denilmiş. Bereketli topraklarında çeşitli türde sebze ve meyveler yetiştirilmektedir.

Güneşi çokça aldığı için; “Yağmur yandı kan Harıt / Güneş çaldı yan Harıt” denilmiş.

Harıt (Demirci) Köyü

Buradan karşı dağlara bakıldığında Sarıç dağı hemen göze çarpı veriyor. “Belimde sarı kayış, Sarıç dağından savuş” sözü geldi aklımıza. Aşağıya bakıldığında ise Araköy görünüyor. Araköy de aynı şekilde hakikaten güzel ve verimli topraklara sahip. Sahi hiç Araköy ekmeği yediniz mi? Has buğdaydan yapılıp kara ekmek diye piyasaya sürülüyor. Hani müşterisi de epey var.

Buralar bundan yaklaşık yüz yedi sene önce Rus askerleri tarafından işgal edilmiş durumdaydı. Ruslar Kürtün’e gelince önce Araköy’de bir karargâh kurmuşlar ve oradan bu yolu izlemişler. Harıt – Çayırçukur sırtlarını izleyerek yol vurup Kabaktepe’ye kadar uzanmışlar ve orada büyük bir karargâh kurmuşlar. Sarıç’tan Demirkapı, Çayıryayla, Kızılcadam, Beşir, Soğukoluk güzergâhından da yol vurmuşlar ve yerli halkı yollarda yevmiye usulü ile çalıştırmışlar. Çevre köyleri de işgal etmişler. Ruslar Harıt’tan çekilirken cephanelik olarak kullandıkları Harıt camiini ateşe vermişler. Burada bir hafta mühimmat patlamış. Adamlar Rusya’dan kalkıp Harşit Vadisinin zorlu coğrafyasında cenk etmişler.

Sümüklü Deresi

Sümüklü Deresi boyunca ilerliyoruz. Etrafta bodur ağaçlar ve rengârenk türlü çiçekler yer alıyor. Sümüklü Deresi biraz aşağılarda Demirkapı’dan gelen dere ile birleşip Harşit Çayı üzerindeki Kürtün barajına karışıyor. Zaten bu dereler üzerinde enerji santralleri kurmuşlar. Yolun dere boyunca uzanması çok keyifli gerçekten. Derenin hafif şırıltısı, kuşların cıvıltısı ile musiki yaratıyor. Elmalı sapağını geçiyoruz. Burası halkın dilinde Almalı diye tabir ediliyor. Beşir köyü altı ve Kızılcadam köyü sapağını geçtikten sonra Sarıbaba köyüne varıyoruz. Bu köyde Sarıbaba denilen bir erene ait mezar bulunuyor. Ruslar buraları da işgal etmişler. Önceleri buralarda çok iyi zanaatkârlar varmış. Çeşitli türde el emeği göz nuru ürünler ortaya koymuşlar. Şimdi seyrek olsa da devam edenler var. Zaten Kürtün zanaatkârlarıyla eskiden beri meşhur bir yer. Hiç durmadan devam edip Kuşluk köyü sapağını geçiyoruz. Biraz ileride yol ikiye ayrılıyor. Sol taraf Arpacık, Ekinciler ve Yaylalı tarafına gidiyor; sağ taraf ise Söğüteli yoluna gidiyor. Arpacık ve Ekinciler isimleri bize tarımsal figürleri anımsatıyor. Yaylalı’nın eski ismi Sümüklü olarak biliniyor. Yaylalı’da üç tane kilise var harabe durumda olan. Ayrıca Acısu da bulunuyor burada ve şifa kaynağı olduğu söyleniyor. Acısu’dan devam edince Karagöl ile karşılaşıyor insan. Artık coğrafya değişiyor buralarda. Karasallığın etkisi artmaya başlıyor. Buğday, arpa ve kuru fasulye gibi ürünler yaygın olarak yetiştiriliyor. Kürtün kuru fasulyesinin kalitesi ve lezzeti herkesçe biliniyor. Hayvancılık faaliyetleri eskisi gibi olmasa da yine de geçim kaynağıdır buralarda. Ama nüfus oldukça az bu çevrelerde. Hep çevre il ve ilçelerle, büyükşehirlere göç etmişler. İnsan burada yayla ile köyü ayırt etmekte oldukça zorlanıyor. Buralar geceleri sessizliğe bürünüyor. Tabiri caiz ise doğanın o meşakkatli yönü hayatın bir parçası haline gelmiş. Yani buralarda kış vaktinin oldukça zor olduğunu düşünmek yanlış olmaz. Hele eskiden metrelerce yağan kar yerden kalkmazdı uzun bir süre. Biz yolun sağından, Söğüteli güzergâhından devam ediyoruz. Söğüteli büyük bir köy. Söğüt ağacının bolca bulunduğu bir yer. Buradan Kazıkbeli’ne kadar yeşil yol ağı kapsamında betonarme yol yapmışlar. Bu köy sınırları içerisinde Akdoğan şehitliği bulunuyor. Ayrıca Kazıkbeli yaylası da bu köyün sınırları içerisinde yer alıyor. Eskiden Rumlar tarafından altın işletiliyormuş burada. Sarrafın evinin yeri diye bilinen bir yer var.

Alistira Yaylasında Koyunlar

Biraz ilerleyince Alistira yaylasına ulaşıyoruz. Güzel bir mekân burası. İsminin Rumcadan geldiği söyleniyor. Birçok yerden insan var burada. Tirebolu, Görele, Espiye, Güce gibi yerlerden insanlar yaşıyor. İsmi Rumca olan ve halen kullanılan Avram suyu meşhur. Bunun gibi çok kaynak suyu daha var burada. Henüz karlar tam olarak erimediğinden her ne kadar Mayıs ayında olsak da biraz üşüyor insan. Ve nihayetinde çevre köy ve yaylaların ortak kesişim noktasında yer alan Kazıkbeli yaylasına ulaşıyoruz. Kazıkbeli’nde de halen kar yığıntıları göze çarpıyor. O nedenle oldukça soğuk burası. Kazıkbeli isminin nereden geldiği ile ilgili değişik görüşler vardır. Birinci rivayette; kazık dağ demektir; bel ise geçit. Öyleyse burası dağ geçidi olarak ifade edilmektedir. Diğer bir söylenti de burada eskiden çok kar yağdığı için “ne kadar kar var” sorusuna “kazıkbeline kadar kar var” denilmesinden bu ismin doğduğu rivayetidir. Halk arasındaki bir başka rivayette de burasının çok eskilerden beri pazar yeri olarak kullanılması münasebetiyle çevre köy ve yaylalardan getirilen kazıkların burada satıldığı, haliyle kazıkların satıldığı yer anlamında kullanıldığı söylenmektedir. 2300 metrenin üzerinde bir yükseltiye sahip Kazıkbeli. Çevre köy ve yaylaların geçiş noktası üzerine kurulmuş. Çevre il ve ilçelerle, gurbetçilerin oldukça fazla uğrak yeri burası. Esasında okullar kapanınca başlıyor buradaki canlılık. Buranın pazarı Çarşamba günü olup yaz boyunca Çarşamba günleri oldukça kalabalık olduğu gözlemleniyor. Pazarında yöresel ürünleri bolca bulmak mümkündür. Her yıl Temmuz ayında yapılan yayla şenliği ile burada binlerce insan bir araya toplanmaktadır. Burada bakkal, manav, kahve, lokanta, otel ve pansiyon gibi yapılar ve tesisler mevcuttur. Merkezde iki adet cami olup 2010’da yapımı tamamlanan son cami hayırseverlerin katkılarıyla görkemli ve dört minareli olarak inşa edilmiştir. Kazıkbeli’nin o boğaz yakan, dudak çatlatan soğuk suyuna inat şadırvanından sıcak su da akıyor güneş enerjisi sayesinde. Meçhul asker şehitliği eski caminin hemen yanı başında olup buranın manevi değerleri arasında yer almaktadır.

Söğüteli Köyü yolu…

Kazıkbeli’nde biraz nefes aldıktan sonra yolumuza devam ediyoruz. Betonarme yollar boyunca yer yer parke taşlardan döşeli yolları geçiyoruz. Ne kadar doğa harikası buralar. Yol kenarlarında güzide ağaçlar ve çiçekler. Orman sıklaşmaya başlıyor. Yol kenarlarında, yayla çimenlerinde koyunlara rastlıyoruz. Köyünün geçtiği yer bereketli olur derler. Tilkicek köyüne geliyoruz. Tilkicek köyü eski köylerden biri. Bir ara Hacıalioğlulları sülalesiyle özdeşleşmiş. Hatta burada koca bir malikâneleri de varmış bu sülalenin. Bölgenin yönetimi onların elindeymiş. Ta Güvende’ye kadar geniş bir coğrafyayı ellerinde tutmuşlar. Söylenenlere göre bir ara maden işletmeciliğinin de güvenliğini sağlamışlar. Bu sülale mensuplarının çoğunluğu şimdilerde Tirebolu, Espiye ve Görele’de yaşamaktadırlar. Tilkicek’te çok ev yok şimdilerde. 1992 yapımı cami dikkatimizi çekiyor. Biraz ilerleyince sol tarafın karşı yakasında Bey Tarlasını görüyoruz. Biraz ilerledikten sonra sola doğru bir yol ayrımı gözümüze ilişiyor. Bu yol Kurtbeli üzerinden Alucra’ya ulaşıyor. Sahi Alucra’ya ne kadar da yaklaşmışız öyle. Eskiden burası yoğun şekilde ticaret yolu olarak kullanılmış. Biz yolumuzdan sapmadan ilerliyoruz Gelevera Sapmaz’a varmak için. Gelevera’ya kaynaklık eden derenin o muhteşemliği ve yeşilin türlü tonları boyunca Yukarı Karadere’ye ulaşıyoruz. Saklı cennet sanki. Yol kenarlarında ne güzel evler var öyle doğayla bütünleşik olarak. Nihayetinde Gelevera Sapmaz’a ulaşıyoruz. Burası Gelevera deresinin iki yakasında kurulmuş eski bir yerleşim biridir. Gökçebel barajının yapımı ile birlikte burada baraj göleti oluşturulunca yerleşim birimi bugünkü alanına taşınmış. Tam bir turistik alanı andırıyor. Tatil beldesi gibi. Orman içlerine de turistik evler yapmışlar. Yeşilin her tonu var. Türlü endemik bitki ve çiçekleri barındırıyor bünyesinde. Tam bir şifa kaynağı. Dudiye, kekik, gibi bitkiler çok meşhur buralarda. Ayıkulağını bulanlar söküp bahçelerine dikiyorlarmış. Millet sırf çiçek toplamak için geliyormuş eskiden buralara. Belki de âşıklar diyarı olmuştur kim bilir. Etrafta bolca çam ormanları var ki tam bir oksijen kaynağı. Eski Gelevera Camisi baraj yapımı nedeniyle sular altında kalan eserlerden biridir. Ancak minaresinin uç kısmı gölün yüzeyinde açıkça görülmekte ve dikkatleri üzerine çekmektedir. Bu cami çevre köylerin de Cuma namazını eda ettikleri bir cami idi. Her Cuma buraya gelen çevre köy ahalisi namazını eda edip, alışverişini yaparak obalarına geri dönüyorlardı. Şimdilerde yeni inşa edilen camide ibadet yapıyor ahali. Baraj belki tarihsel dokusunu yok etmiştir buranın ama kokusunu yok etmesi mümkün değil.

Sapmaz Yaylasında doğaya uyumlu evler

Biz gölete varmadan köprüyü karşıya geçerek bir müddet Gelevera kenarından manzaranın güzelliği eşliğinde gidip ardından sarp dağlara sarıyoruz. 7 km’lik bir stabilize, kıvrımlı ve eğimli bir yol. Bu yol daha yeni açılmış askeriye tarafından. Çok işlek vaziyette değil ama gidip gelinebiliyor kenarlarını taş yığıntıları kaplasa da. Patika olarak daha kestirme imiş yayla yolu. Yol boyu yükseldikçe Gelevera vadisini ve baraj göletini çok daha rahat görebiliyoruz. Aktaş köyü de kadrajımıza giriyor. Zirveye ulaştığımızda biraz yorulduğumuzu hissediyoruz. Tepenin sırtından Kertil kıranı görünüyor ve biraz aşağı alçalarak nihayet Kekre yaylasına ulaşıyoruz. Kazıkbeli ile Kekre arasında yaklaşık 21 km’lik bir yol kat etmişsiz. Hava o kadar açık ve berrak ki tam da çalışma zamanı. Taş duvarlı, ahşap kaplı evin kapısını açıyor, biraz dinledikten sonra demlediğimiz çayımızı yudumluyor ve işçi elbiselerini giyerek patates ekmek için giriyoruz tarlaya…

*Adnan Yazıcı Tarihçi Yazar

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz. Anladım