Giresun Haberleri

Sağlığın Ticarileştirilmesinde Yeni Boyut: Lisans

Bu yazıyı paylaşın

Eleştirel düşünme önemlidir, insana ormanda tohumu ve tohumda ormanı görme becerisi kazandırır. Ancak insana olumsuzluk yüklü bir görünüm kazandırdığı da doğrudur. Her şeyi ötekine bağlamış ve kullaşmış zihinler, eleştirel düşünmenin bağlam, durum ya da edim tetkiklerinin sürecinde takılır kalır; olanı zaten iyi veya kötü olarak görüp kabüllendiğinden tersine bakış veya görüş zihin konforunu bozar ve onun muhatabını olumsuzluğa taşır. Bu, kurumların ayakta kalmalarının nerdeyse yegane nedenidir.

./.

Avcı-toplayıcıların falanı toplayamayız, filanı avlayamayız, feşmekanı yiyemeyiz diye kısıtları olmamıştır hiç. Toplayamazsınız, avlayamazsınız, yiyemezsiniz diyenleri de olmamıştır. Üstelik bir bölgede toplanacaklar ve avlanacaklar yani yenilecekler azaldıysa biraz öteye gidip bol oldukları yere ulaşmalarını engelleyen içsesleri de, dış emirleri de olmamıştır. Tarımın yapılabilirliği sürecinde de aynıdır durum. Yaklaşık aynı binyıllarda bitki, hayvan ve iklim koşullarının uygunluğunda farklı coğrafyalarda başlamıştır tarım. ‘Toprağı kazmayı ve kazılmış çukura tohum atmayı ben buldum, sen aynı şekilde kazım yapıp tohum atamazsın’ diyen olmamıştır.

Daha özelde, tekerleği bulan ‘bunu benden başka kimse kullanamaz’ dememiştir. Ötesi, böyle bir aklı bile olmamıştır. Teoman hocanın daha kıymetli bulduğu yelkenin keşfinde bile durum aynıdır ve buluşunu kullananlardan kaşifin bir talebi olmamıştır. Talep eden bir aklı, hatta talep etmesini gerektiren bir zihni bile olmamıştır. Yazı için de durum aynıdır.

Paranın icadında da aynıdır durum. Taşınabilen ve sayılabilen değersizlerden değerli kabul edilen taşlara ve madenlere yürüyen süreçte lazım gelen lazım geleni kullanmıştır. Onun sermayeye dönüşümü ise hayatın dengesini bozmuştur ve sonucu sondan bir önceki küresel felakettir.

./.

Tıpkı Demokrat Fırkasının Halk Fırkasına karşı ayakta kalmasına katkı olsun diye Halk fırkasının liderinin kendi meşruiyeti için eskisini silmeye çalışmasından mülhem onu tekrar hayata taşıması gibi; yeni iktidarın eski muktedirlere karşı en büyük kozu Avrupa Birliği üyeliğiydi. Patent yasası da benzer onlarca konu ve başlık gibi üyeliğe giden yolun menzil taşı. Sonuçta olmayacağını bilmiyor olamayacaklarına göre, sonuna kadar zorladılar eskileri. Eskilerse onyıllardır geveleye geldikleri batılılaşmayı kendilerinden alıp daha çok geveleye gidenlere gıklarını bile çıkaramadılar ortalıkta.

Halen hayatta olan arkadaşım nerdeyse iki yıl direndi yasanın hayata geçirilmesine. Israrla bunun kabulünün ülkemiz ve toplumumuz için bir felaket olacağını, üzerimizdeki sömürünün daha bir güçleneceğini, doğal hakların ötekine mahkum kalacağını, zamanda her şeyde ötekine baş eğmeden/ödeme yapmadan yapılamamazlık/üretememezlik yaratılacağını söylese de duyacak kulak bulamadı hiç. Yakın tehdit uzak gerçeğe galip gelmişti. Sonunda da tanıdığımız bir ölmüşün de karıştığı iftira tuzağıyla görevden uzaklaştırıldı. İktidarın medyadaki amiral gemisinde sekiz sütuna atılmış başlık paralel vurgundu.

./.

Oysa mülkiyet hariç, patent, telif, faydalı model, marka, lisans gibi tescil ve haklar yeni zamanlarda ortalama bir tüketici olarak hayatımızı oldukça etkileyen ama çok farkındalığında olmadığımız uygulamalardı.

İlk patent yasası miladi 1474 yılında Venedik Senatosunda kabul edilmiş. Yenilikçileri cesaretlendirmek ve ödüllendirmek amacıyla yeni buluşlara on yıllık tekel hakkı tanınmış bu yasayla. Bu yasa kapsamında alındığı bilinen en ünlü patent de Galileo Galilei’ye verilmiş. Suyu daha verimli yükselten bir cihaz yapmış Galileo. Bugünkü uygulamaya yakın patent yaklaşımı ise miladi 1624’e İngiltere’de uygulamaya konmuş. İlginçtir, İngiliz Parlamentosu, Kralın uygunsuz, daha doğrusu gelişi güzel ve keyfi olarak istediğine istediği süre kadar ve istediği konuda patent hakkı vermesinin önüne geçmek için çıkartmış yasayı. Amerikanya’da ise ilk patent miladi 1790 yılında potasyum karbonat üretiminde kullanılan bir yöntem için verilmiş Samuel Hopkins’e. Amerikanya bu adamı çok önemsiyor; kendini bugünlerdeki küresel egemenliğe taşıyan aklın ve yolun önderlerinden görüyor onu.

Sonra da almış başını gelmiş bu patent işi. Bugün çeşitleriyle hayatımızda. Sömürünün kolbaşı. Özgürlüğü ve özgünlüğü hiç tatmamış kent sakinlerinin düştüklerinin bile farkında olamadıkları tuzak. Paylaşımda ötekininkini azaltıcı argüman. Amma velakin bu hakların doğru tahdidi ve kullanılması insanlığa daha büyük yararlar sağlayabilir. Genel olanın özele bahşedilmesi, en büyük sakıncası süregiden yaklaşımların. Ya da ürünün değil fikrin korunması.

Bizim vadide miladi ondokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar çok önemsenmemiş patent konusu. Telif ve lisans da öyle.

Bugünün Batı toplumlarının geçmişinde görülen sınıf temelli toplumsal yapılanmalar bizim vadide görülmez. Bizde yönetenler ve yönetilenler vardır. Yönetenlerin yönetmeye devam edebilmesi için de ‘yeni’ye çok gerek yoktur. Muhafazakar durum ve tutum nerdeyse kutsaldır. Bid’at haramdır mesela. Loncaların kontrolündeki üretim yeniliklere kapalıdır. Pabucun dama atılma korkusu ölüm korkusundan büyüktür belki. Tarımda durumsa hep söyleyegeldiğim gibidir: Sümerler’den beri karasaban vardır hayatımızda. Hayvancılığa bakmayalım zaten.

Bilenlerse bildiklerini yazarak kazanmak için bayağı bir eğilmişlerdir öne doğru. Her alanda yazılmış kitaplarını bir paşaya veya sultana sunarak verilecek iane veya caize için beklemek yazmaktan zor olsa gerek. Bugün anlam kaymasıyla çok farklı algılanan vazife’yi hak etmek ise daha zordu muhtemelen. Yazılanları çoğaltan hattatların işi daha kolaymıştır muhtemelen. Emek kutsaldır ve bedeli teri kurumdan verilmelidir zira. Ulufe için keçeye kılıç çalmak, saza ok atmak yetiyordu; sonraları da testiye kurşun atmak.

Bizde üretimin nedeni hep ihtiyaç kalmıştır, Batı’da ise ‘kar’a dönüşmüştür uzunca bir zaman önce.

./.

Sağlığın ticarileştirilmesinin son halkalarının da tamamlanması için bugünlerde yeni bir yönetmelik yayınlandı bu neviden. Bundan böyle Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bir özel sağlık kuruluşu açmak veya açılmışlarda yeni bir branş veya hizmet alanı eklemek için Sağlık Bakanlığının açık artırmayla yapacağı lisans satışını beklemek zorundayız. Olanların bu lisansı almış sayılıp sayılmayacağına dair bir bilgi yok çıkan yönetmelikte. Olsa da bir önemi yok zaten. Hep olageldiği gibi, çıkarılan kanun ve yönetmeliklerin çıktığının ertesi günü başlayan tartışmalar gereğinde eksikler yeni değişikliklerle tamamlanır, yanlışlar aynı şekilde düzeltilir ve ülke insanının sağlığı ve hastalıkları üzerinden ‘devlet’in sözde büyütülerek semirtilmesi için sonu olmayan çabalara devam edilir. Halen olanları da ‘bunca yıldır bedavadan kullandıkları yanlarına kar kalsın, ama gelecek için almak zorundalar’ deyip satarlar yakınlarda. Özdeyse yapılanlar ülkenin ve toplumun ufaktan ufaktan pazarlanmasıdır. İlginç olansa, yapanların yaptıklarının geleceğini görecek bir ufuk alacakaranlığında dolaşırken duydukları kulağa özel fısıltıları mutlak hakikat sanmalarıdır.

Krallık, kilise, burjuvazi, aristokrasi gibi güç odaklarına karşı pazar söylemine sığınanlar, zamanda pazarı emek ve bilgiden soyutlayarak sermayeye mekan kıldılar. Sağlık ise hastalığın sağaltımından çıkıp önce estetiğin yüceltilmesine sonra beklentinin karşılanmasına taşındı. Dünyevileştirilerek hastalıktan azade kılınan akıl estetiğe mahkum edilirken, bireyselleştirilerek beklentiye köle kılındı. Şimdi her parmak şıklatıldığında olanı bırakan olmayanı isteyen bir tüketim toplumu var artık yeryüzünde.

Distopik filmlerde gördüğümüz nefes başına ödeme gibi uç örneklere ‘hadi ya’ dediğimiz günleri özlemle arayacağız gibi bir his çöküyor üstüme. Sömürgen gavur aklı sanal zigguratlarda toplumları kendi hedefleri temelinde stratejik politikalarla ve taktik uygulamalarla klasifiye ediyor. Ötekine üst kılınmışlar kendi üstlerine duyduğu ezikliği dayatıyorlar astlarına.

‘Dün öyleydi de, bugün böyle mi oldu’ tekrarı ise artık beni boğuyor. Bugün, iktidar ve dolayısıyla yürütme erkini kullananların dün ne dediklerinin veya ne yaptıklarının sayılıp dökülmesi, bugün yapılanların veya yarınlarda yapılacakların değerlendirilmesini sağlamıyor. İnsancıklar, düşünceden, kültürden, medeniyetten bağımsız, modern dünyanın gereğinde sermayeye hizmet ederek vazifelerini haketmeye devam ediyorlar. Değil tarihten delil getirmek, olanı söylemekten yırtınsak da yaptıklarını yapmaya devam edecekler.

Küresel sermaye, küçükle uğraşmaz. Zaman kaybıdır bir, karsızdır iki. Kaderini küresel sermayeyle bütünleştirerek yaşamaya yeltenenlerin işi ise büyütmektir. Lale bahçelerinden gül hanelere, terakkiden kalkınmaya sürer gider bu iş. Türlü çeşit hikayeler üretilir bunun için. Yürümeyi zulüm sayan zihinler için çok karmaşık olmasına gerek de yoktur hikayelerin. ‘Ali topu at’ veya ‘Ayşe ip atla’ kabilinden bir önerme bile yeter. Gerçi okumayı sökmek için üretilmiş fişlerdeki bu cümleler de değişmiştir herhalde. ‘Edi şarjı tak’ veya ‘Büdü tablete bak’ gibi güncel cümleler daha kolay öğrenilse gerek.

Daha tehlikelisi var mı? Var: ‘Asel hasta ol!’

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz. Anladım