Online Giresun Platformu
Bir Ömürlük İstikamet ve Özdemir Bayraktar*

Bazı hayatlar kronolojiyle anlatılamaz. Doğum tarihi, okul listesi, görev sıralaması o hayatı izah etmeye yetmez. Çünkü o hayat, akılla kurulmuş ama yürekle taşınmıştır. Özdemir Bayraktar’ın biyografisi de tam olarak böyledir: Bir mühendislik serüveni olduğu kadar, bir vicdan yürüyüşüdür.
Özdemir Bayraktar, sadece uçak yapan bir mühendis değil; “bu millet kendi göğüne kendi mührünü vurmalıdır” diyen bir iradenin adıdır. Onun hayatı, konforlu tercihlerin değil, zor ama doğru olanın peşinden gitmenin hikâyesidir.
Akıl Terinin Yolu: Mühendislik ve Israr
Genç yaşlardan itibaren teknolojiye, özellikle havacılığa ilgi duyan Bayraktar, bilgiye ulaşmayı bir ayrıcalık değil, bir sorumluluk olarak gördü. Aldığı eğitimleri, kazandığı birikimi kişisel kariyer basamağına dönüştürmek yerine, ülkesinin ihtiyacına cevap verecek bir alana yönlendirdi.
Türkiye’nin insansız hava araçları konusunda dışa bağımlı olduğu yıllarda, “biz yapamayız” cümlesinin yaygınlaştığı bir iklimde, o tam tersini savundu:
“Yapmak zorundayız.”
Bu zorunluluk, onun için ne ideolojik bir slogan ne de romantik bir temenniden ibaretti. Bu, matematikle, yazılımla, sabırla ve defalarca başarısız olup yeniden ayağa kalkmakla örülen bir akıl teriydi.
Kırılma Noktası: Şehadet ve Sorgulama
2007 yılında Yarbay Melih Gülova’nın, terör örgütünün uzaktan kumandalı el yapımı bombasıyla şehit edilmesi, Özdemir Bayraktar’ın hayatındaki en derin kırılma noktalarından biri oldu. Melih Yarbay, Şırnak’ta yürütülen İHA ve helikopter projelerinde onun yakın çalışma arkadaşıydı.
Şehadetin ardından ele geçirilen ve “TOL Qazi” olarak bilinen kriptolu terör mayın sistemi, Bayraktar ekibinin önüne geldi. Şifre çözüldü. Yetmedi, çözüm üretildi. İHA’lar üzerinden, asker geçmeden mayınları etkisiz hale getirecek bir sistem geliştirildi. Bu, sahadaki asker için hayat demekti.
Ama bu çözüm, beklenmedik bir şekilde durduruldu. Çünkü çözüm, geçmiş ihmalleri görünür kılıyordu. Çünkü başarı, bazılarının sorumluluğunu hatırlatıyordu.
İşte o an, Özdemir Bayraktar sadece sistemi değil, sistemi yöneten anlayışı da sorguladı.
Bırakma Noktası ve Bir Telefon
İstanbul’da, Sarıyer’de, Boğaz’a bakarken her şeyi bırakmayı düşündüğü bir dönem oldu. Yorulmuştu. Sadece bedenen değil; vicdanen.
Ve tam o sırada telefon çaldı.
Hakkari’de, dağ karakollarından birinden arayan Üsteğmen Aydın Yiğit’ti.
“İmkânlarımız kısıtlı. Kantin paralarını topladık. Sizin yaptığınız uçaklardan almak istiyoruz.”
Bu cümle, Özdemir Bayraktar’ın hayatında yeni bir sayfa açtı.
Devletin imkânlarından değil, askerin yüreğinden gelen bu talep, ona şunu hatırlattı:
Asıl muhatap masa başları değil, sahadaki evlatlardı.
O günden sonra, hiçbir bürokratik engel onun istikametini değiştiremedi.
Gönül Diliyle Yaşanan Bir Hayat
Özdemir Bayraktar’ın hayatında gösteriş yoktu. Kamera önünde olmayı sevmezdi. Alkıştan ziyade sorumluluk taşırdı. Onun dünyasında başarı, manşet değil; asker sağ salim döndüğünde edilen şükürdü.
İnancı, sloganlarda değil; sabrında görünürdü.
Vatan sevgisi, kelimelerinde değil; gece yarısı çözülen bir yazılım satırında gizliydi.
Evlatlarına bıraktığı en büyük miras, şirketler ya da projeler değil; istikametti.
Bir Biyografiden Fazlası
Bugün gökyüzünde süzülen her milli İHA, sadece teknolojik bir ürün değildir. Onlar; yarım bırakılmak istenen bir mücadelenin tamamlanmış cümleleridir. Her biri, “vazgeçmedik” demenin sessiz ama güçlü ifadesidir.
Özdemir Bayraktar, bu milletin akıl teriyle yoğrulmuş vicdanıdır.
O, dinini ahlakla; vatanını emekle; milletini sorumlulukla sevmiş bir adamdır.
Bu dünyadan bir insan geçti.
Ama arkasında bir yön, bir duruş, bir omurga bıraktı.
*SMMM – Bağımsız Denetçi Abdullah Ekinci
