Giresun Haberleri

Bize Her Yer Konak…

0

Bir telaş bir telaş ki sormayın gitsin. Halen görüşüp konuştuklarını, duyup işittiklerini, yiyip içtiklerini bırakın, eşiyle yaşayıp paylaştıklarını ve hatta yeni doğmuş bebişlerini bile sekizmilyar insanın aç gözlerine seren insancıklar, küresel bir iletişim firmasının yeni bilgi kullanım süreçlerine onay ve uyum talebine karşı hararetle kaçacak başka pencere önü arayışına çıktılar. Farkındalıklarının müsebbibi de ‘hey orda tuzak var’ diye höykünen bir başka tuzakçı. Muhtemel derdi, avları kendi tuzağına çekmek. Yoksa asla işi olmaz adaletle. Merakla bekliyorum bu koşuşturmacanın sonunu.

Oysa modern dünya geleneksel algı formlarıyla tanımlanamayacak kadar başka bir şey oldu. Bu dünyada mahrem ve namahrem yok. Tüm sınırlar cam duvarlardan oluşuyor. Muktedirler, arzuladıklarında bizatihi ulaşamasalar bile, istediğinde bilme ve baktığında görme hakkı kazanmaya çalışıyorlar her şeye. Kimisi hoyratça vurup alıyor direnenlere, kimisi bayat ekmek parçalarıyla derede sazan besler gibi alıştıra alıştıra yürütüyor düzenini nasılsa eksikliğinde ayaklarına kapanılacağının farkında olarak, kimisi demokrasi ve özgürlük gibi üstün edimlerle ambalajlayıp sunuyor kölelik tasmalarını takılacak olan boynumuza, kimisi ‘kötü olan o’ retoriğiyle bağlıyor izanımızı ve irfanımızı kolayca. Çoğumuz gönüllüyüz yaşananlara, yeter ki yaşamın kenarına itelenmeyelim kaygısındayız. Ha birazcık da debeleniyoruz işte, hepten teslim olduğumuzun farkına varılmasın diye.

Çünkü biz bu işten zevk alıyoruz katilce. Yeryüzünde en vahşi, en pis, en kötü zevk ölümden alınandır şüphesiz. Birinin ölümüne gösterilen sevinç kadar insanı alçaltan bir duygu olamaz. Ve birinin ölümünü izlemek kadar alçaklık. Varın siz hesap edin katillerin halini. Biz bu katillerden daha soylu değiliz duvarlarımızın ardında. Onları cesaretlendiren bizim seyirciliğimizdir ancak. Bilseler ki biz seyretmeyeceğiz, binbir dereden su getirerek besleyip büyüttükleri ve binbir vadiden çiçek dererek süsleyip püsledikleri zulümlerini ve günahlarını, asla köpürtemeyecekler çağın arenalarında.

Öte yandan, demokrasi ve özgürlükçülük adına gavur akıllı küresel firmaların iletişim operasyonlarına, ülke insanını ve imkânlarını sınırsız açık tutmak da bir başka garabet ortada duran. Bu firmalar yedi gün yirmidört saat iletişim ağlarımızda koşup veri merkezlerimizde ne var ne yoksa listeleyerek sunuyor tüm gözlerin önüne. Hatta neleri taşıyıp götürdüklerinden haberimiz bile yokken, veri depolama boşluklarımızı kullanıp kullanmadıklarını da bilmiyoruz ve dahi bilemiyoruz. Öylesine bir başıboşluk ki yaşanan, gördüğümüz zararların tazmini bir yana devam etmesine engel olmak için muhatap bile bulamıyoruz. Çıkarılan kanunla ülkemizde muhatap temsilci bulundurma mecburiyetine bile uymuyor firmalar. Avrupa Birliği, ‘mademki firmalar ve Amerikan devleti benim vatandaşlarımın verilerine ulaşarak operasyon geliştiriyor, bu bilgileri ben de isterim’ diye tutturunca gizli gizli yaptıklarını alenen yapmak zorunda kaldılar ki bu son ‘bilgilerin kullanımı onayı’ bu dayatmanın firmaların ilerde tazminat ödemek zorunda kalmaması için bir tedbir aslında. Yoksa yapmadıklarını yapmak için izin istemiyorlar, sadece yapageldiklerini açıktan yapabilir olmak istiyorlar.

Bir de tüm aklımızla kabul etmeliyiz ki kimse kimseye ücretsiz bir şey vermemiştir ve vermez. Dün hizmetlerinin bedava oluşuyla övünüp duranların, bugünkü tavırları neyse, bugün kendilerini alternatif diye öne atanların yarınlarda karşımıza gelişleri aynı olacaktır. Dün yapılan da bugün yapılan da ‘müşteri kazanım etkinliğidir’ sadece. Satılabilir cesamete ulaşınca bunlar da tezgâha çıkarıp satacaklar bizi.

Aklımın almadığıysa aylardır ‘yapacakları aşıyla bizi anten yapacaklar, bizim zürriyetimizi kesecekler’ diye bağıra çağıra dolanıp duranlar, suçladıklarının ürünlerine yönelik hiç bir kullanımlarından vazgeçmeden yaşamaya devam ederken, bu kez de ‘bilgilerimizi çalacaklar’ diye suçladıklarının çalabilme kanallarını cep telefonlarından bile silmeyi akledip kanalları tıkamaya yanaşmadan çırpınmayı sürdürmeleri. Alıştırılmışlığın mecburiyetinde madunlaşmış zihinler çite yaklaşmaya bile cesaret edemiyorlar. Dün pamuk tarlalarında, kauçuk plantasyonlarında, altın ve elmas ocaklarında boyun tasmalarıyla can korkusunda yaşananları belki anlayabilirim ama bugün sanal ortamlar üstünden yapılanları anlayabilmem çok zor oluyor.

Ben söyleyeyim söyleyeceklerimi de bilsin insanlar. Çok yolumuz da yok tercih edebileceğimiz. Aslında çok yola gerek de yok. Ya şehri terk edip çöle çıkacağız yalnız veya birlikte, ötekinin gözüne bakmadan ama ya da sepete binip Nil’in sularına terk edeceğiz kendimizi, ta ki bir Asiye bulup Firavun’un sarayında büyütsün diye bizi. Korkmayın iki yol da yaşanmıştır tarihte defalarca. Siz olmayacaksınız ilk yaşayan, hemi de son.

Bense hep buralarda olacağım. Rabb’ine giden yolu arayanı, bulmaktan hiç bir şey alıkoyamaz. Ben o arayıcılardan olamazsam da, o arayıcılara arayışlarında susadıkça su vermeye gayret edenlerden olacağım ölene kadar.

Bana eşlik eder misin lütfen?

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz. Anladım