Giresun Haberleri

Değişmeyen Siyonist İsrail Siyaseti!

Millî Görüş, Siyonist İsrail rejimi konusunda dün hangi noktada duruyorsa bugün de aynı konumunu koruyor.

0

Millî Görüş, Siyonist İsrail rejimi konusunda dün hangi noktada duruyorsa bugün de aynı konumunu koruyor. Bazen insanlar değişir bazen de siyaset. Fakat Türkiye’de Milli Görüş siyasetinde, işgalci rejim İsrail’e bakış konusunda ne insanlar ve ne de siyaset değişir. Bunun en çarpıcı örneği olarak Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun, tam 20 sene önce TBMM’de yaptığı konuşma ibretlik bir vesika.

Saadet Partisi Grubu adına Sivas Milletvekili Temel Karamollaoğlu: Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bugün, Sayın Dışişleri Bakanının, Filistin’de meydana gelen hadiseler üzerine bir konuşma yapmasıyla doğan hakkımızı kullanmak için huzurlarınızda bulunuyorum.

Sözlerime, sizlere, Polonya’dan İsrail’e göç eden, Varşova Nazi kamplarından kurtulmuş, 1982 Ağustos’unda Beyrut’u bombalayan İsrail güçlerini protesto için açlık grevi yapan Doktor Shlomo Shwelzman’ın İsrail basınına yazdığı mektuptan kısa bir bölüm okuyarak başlamak istiyorum.

“Çocukluğumda, Varşova gettolarındaki işçi kamplarından geçerken korku, açlık ve aşağılanmışlık duygularını çok çektim. Bugün, bir İsrail vatandaşı olarak şehirlerin, kasabaların ve mülteci kamplarının sistematik yıkımını kabullenemiyorum. İnsanların teknolojik bir vahşetle bombalanmasını, yok edilmesini ve öldürülmesini kabullenemiyorum. Bugün, o günleri hatırlatan çok fazla sesler duyuyorum; harp sayesinde tonu yükseltilmiş sesler. Bugün ‘pis Araplar’ tabirini işitince ‘pis Yahudi’ sözcüğünü hatırlıyorum. Bugün ‘kapalı bölgeler’ terimini duyuyor, gettoları ve toplama kamplarını hatırlıyorum. ‘İki ayaklı hayvanlar’ tabirini işitiyor ve ‘untermenschen’ yani ‘gelişmemiş insan’ tabirini hatırlıyorum. ‘Kuşatmayı daraltmak’, ‘bölgeyi temizlemek’, ‘teslim olması için şehirleri dövmek’ sözcüklerini duyuyorum ve ben, acı, ıstırap, yıkım, ölüm, kan ve katliamları hatırlıyorum. İsrail’de gördüğüm çok fazla şey, bana, çocukluğumdaki pek çok vahşeti hatırlatıyor.”

Bu sözler, Nazi zulmünü görmüş, İsrail’e göç eden insaf sahibi bir Yahudi’ye ait. Bu haykırışa sebep olan vahşet zihniyetini, 1948 yılında, David Ben-Gurion’un hatıratındaki şu ifadeler açıkça gözler önüne seriyor. Ben-Gurion, hatıratında “reaksiyon gösterilmesinin gerekli olup olmadığı kesinlikle sorgulanmamalı. Bir evin havaya uçurulması yetmez. Gerekli olan, acımasız ve sert tepki göstermektir. Zamanlama, hedef ve zayiat konusunda dikkatli olmalıyız. Eğer, aileyi biliyorsak, acımasızca vurmalıyız. Kadınlar ve çocuklar ayırt edilmemeli; aksi takdirde, reaksiyon yerini bulmaz. Eylem bölgesinde, suçlu ve masum ayırımı yapmaya gerek yoktur” diyor. Bu sözler, İsrail’de başbakanlık yapan bir zata aittir.

Bu katliamlar, 1982 yılında zirveye ulaştı. Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında, Filistinli silahsız erkek, kadın ve çocuklar tek tek, sistematik bir tarzda öldürüldüler. O katliamın esas sorumlusu, bugünkü katliam emrini veren İsrail Başbakanı Şaron’du. Bu katliam, Şaron’a “Beyrut Kasabı” unvanını kazandırdı ve şimdi, Belçika mahkemelerinden bir tanesi, bunun hesabını soruyor.

Bu hadiselerin temelinde ne yatmaktadır? İsrail, 1948 yılında, Birleşmiş Milletler kararıyla, Filistin toprakları üzerinde kurulan bir devlettir; bilahare yapılan savaşlarla topraklarını sürekli olarak genişletmiştir. İsrail’in bugün işlediği cinayetlere seyirci kalmak, İsrail’e destek vermek, Türkiye’nin de geleceğini tehlikeye atmak demektir. Unutmayın ki, İsrail, Osmanlı toprakları üzerinde kuruldu ve İsrail’in kuruluş vaadi, Birinci Cihan Harbi esnasında Balfour Deklarasyonuyla verildi.

İsrail, ideolojik bir devlettir. Bu ideolojinin adı Siyonizm’dir. Yahudi inancının gereklerini yerine getirmek için kurulmuştur. Bu inanca göre, İsrail’in yayılma politikası arz-ı mevud olarak bilinen, vaat edilmiş toprakların tamamı işgal edilinceye kadar sürecektir. Bunun için İsrail, işgal ettiği topraklardan hiçbir suretle çekilmeyeceğini bütün dünyaya ilan etmiş ve bu konuda alınan Birleşmiş Milletler kararlarını kabul etmemiştir; ancak, bu topraklar içine Türkiye’nin de topraklarının bir kısmının girdiğini gözden ırak etmeyelim, GAP bölgesi buna dahildir. Bunu olmaz görenlerin 20’nci asrın başını hatırlamaları yeter. O günlerde, bir avuç Siyonist dışında bunun mümkün olacağını gören kimse yoktu dünyada; ama şimdi, gerçeklerle yüz yüzeyiz. Bu hedefe ulaşmak için, İsrail, hiçbir şeyden çekinmemektedir.

Bugün, Türkiye’nin üzerinde oynanan oyunlarda Siyonizm’in etkisi vardır. Hatta diyebilirim ki, Ermeni soykırımı iddialarının arkasında bile Siyonistler yatmaktadır. Aksi halde, Amerika Birleşik Devletleri’nde, Washington’daki Yahudilere ait soykırım müzesinin içinde sözde Ermeni soykırımı müzesinin işi nedir?

Muhterem arkadaşlarım, 1967 Arap-İsrail Harbi’nde Golan Tepelerini ve çok geniş Filistin topraklarını işgal etmiş, Filistinlilerin evleri pervasızca yıkılmıştır. Birleşmiş Milletler, bu işgali tanımamış ve bugüne kadar İsrail’i kınayan yetmişten fazla karar almıştır. Filistinliler, haksız olarak işgal edilen topraklarını geri almak, yıkılan evlerini korumak için mücadele vermektedirler. İsrail, bu insanları terörist ilan etmektedir. Kendi topraklarını, kendi evlerini korumak için çarpışan insanlar nasıl terörist olarak tanımlanabilir? (SP, DYP ve AK Parti sıralarından alkışlar) Esas terör, taş ve sopayla kendisini korumaya çalışan insanların üzerine tanklarla, uçaklarla ve helikopterlerle saldırmaktır. Bugün, İsrail, tam bir terörist devlet haline gelmiştir; Birleşmiş Milletler kararlarını, Güvenlik Konseyi kararlarını dinlememekte ısrar etmektedir. (SP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bu şımarıklığının gücünü de, maalesef, Amerika Birleşik Devletleri’nden almaktadır. Türkiye de, İsrail’e verdiği destekle, İsrail’in bu acımasız ve vahşi harekâtına, maalesef, ortak olmaktadır.

Bu kan, hemen durdurulmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti de, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’i bu vahşetten vazgeçirecek konumdadır. Hükümetin dünden beri takındığı tavır, maalesef, yetersizdir. İsrail’in, Şaron’un anlayacağı tek şey, kuvvettir.

Kuşatma altına alınan, ihtiyaçlarını giderecek bütün imkânlardan yoksun bırakılan Arafat’tan, İsrail hükümeti, intihar girişimlerinin durdurulmasını istiyor; Arafat ise, şehadeti beklediğini ilan ediyor. Hani, terörizmle mücadele edilecekti?

Bugün, İsrail, uluslararası hukuku çiğniyor; Birleşmiş Milletler kararlarına uymuyor, soykırım yapıyor. Nazi soykırımını kendine örnek almış, hatta geliştirmiş…

Filistin’de yaşayan bütün insanlar, ömürleri boyunca hep terör altında yaşadılar, başka bir hayat tarzı bilmiyorlar. İntihar saldırılarını kınamak mümkün; ama bu, her şeyini kaybetmiş, vatanını, toprağını, evini, işini, yakınlarını, anasını, babasını, çocuklarını, evladını kaybetmiş, bu dünyada geleceğinden ümidini kesmiş, çaresiz insanların halet-i ruhiyesini başka türlü  anlatmak mümkün değil. Ya, kendi zulümlerinin devamını sağlamak için, çoluk çocuk demeden yapılan devlet katliamına, devlet terörüne ne demeli?!

Muhterem arkadaşlarım, yapılacak çok şey var dedim. İsrail’le, bugüne kadar yapılan bütün anlaşmalar askıya alınmalıdır. (SP ve AK Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Eğer, etkili olmak istiyorsak öncelikle, İsrail’le yapılan tank modernizasyonu ihalesi iptal edilmelidir. (SP ve AK Parti sıralarından alkışlar) Bu ihale zaten şaibelidir. Uzmanların ve ihaleye karşı çıkan genel müdürün karşı koymasına rağmen imzalanmıştır. Bunu kabullenmeyen genel müdür istifa etmiştir.

İkinci olarak, İsrail›le yapılan askerî anlaşmalar askıya alınmalıdır. Özellikle 15-30 Nisan tarihleri arasında yapılacak, İsrail ve ABD uçaklarının katılacağı Anadolu Kartalı Tatbikatı hemen iptal edilmelidir! (SP ve AK Parti sıralarından alkışlar) Masum insanları bombalayan bu katil uçakları, onların pilotlarını Türkiye’de görmek istemiyoruz. (SP ve AK Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Türkiye, son tedbir olarak, diplomatik ilişkileri gözden geçirebileceğini açıkça ilan etmeli, İsrail büyükelçisini geri çağırmalıdır. Ancak, bu adımlar, -o da belki- Şaron›u bugünkü katliamlarından vazgeçirebilir.

Başkan – Efendim, teşekkür ediyorum…

Temel Karamollaoğlu (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Biz, bugün, burada, sadece sözlerle, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bir gazetecinin küstah tavrını kınayarak bu işin üstesinden gelemeyiz. Üç senedir, dört senedir ısrarla söyledik; Türkiye, borç alarak siyasî ipotek altına alınıyor. Bir gazetecinin sözlerine cevap verirken, sadece, sözle cevap vermemiz problemimizi halletmez. Hükümetin tavrını bekliyoruz. Bunu, fiilen yerine getirmeli, o küstahın ağzından çıkan sözü fiilen ağzına tıkamalı, İsrail yandaşı olmadığını bütün dünyaya ispat etmelidir!

(SP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz. Anladım