Giresun Haberleri

Müsilajın Fısıltısı: Elham

0

Çok yıllar önceydi. Şimdilerde evlenip çoluk çocuğa karışmış bir gencimiz daha bebekliğini yaşıyordu. Hem annesi hem babası doktordu. Hep yaptığı gibi yine gülücükler dağıttığı bir akşamüstü annesi bezini değiştirmek için açtığında bezin içinde küçük, yuvarlak, mata yakın saydam tanecikler görünce dikkatlice bakıp önemseyerek eşine seslendi. Beraberce tekrar baktılar ama bir şeye yoramadılar gördüklerini. Okuduklarından ve deneyimlerinden hiçbir şeye benzemiyordu. Çocukta da hiçbir anormallik yoktu.

Ama ebeveyn kalbi dayanamayıp çocuğu ve bezi aldıkları gibi şimdilerde adı Bezmialem Vakıf Üniversitesi olan Vakıf Gureba Hastanesinin acil servisine götürdüler. Nöbetçi doktor bir çocuğa baktı bir bezdeki taneciklere ve başladı avazı çıktığı kadar bağırmaya. Çocuk bu hale gelinceye kadar neredeydiler; bir de doktor olacaklardı; kim bilir kendi çocuğuna böyle bakan elin hastasına nasıl bakardı; falan filan. Bizim doktor ebeveyn kedi gibi pısmış işledikleri suçun ceremesini düşünmeye dalmışlardı ama nöbetçi hekimin de aslında tanecikleri bir şeye yoramadığı anlaşıldı az sonra. Yapılan tüm muayeneler, tahliller, incelemeler de bir şeye yaramadı, aile sabaha doğru mecburen eve döndü kulaklarında nöbetçi hekimden yedikleri fırçaların gürültüsü ve kucaklarında çocuklarıyla beraber.

Sonrasında bu tanecikler bir iki kez daha tekrarladı. Sonunda doktor babanın aklına bir şey geldi. Aldı eline bir bezle bir bıçak ve yardı bezi bıçakla. Birazcık su dökünce bezin içindeki toza, onlarca tanecik oluşuverdi gördüklerinden.

Sonraki zamanlarda sohbetlerimizde bu konu açılınca eczacı bir abimiz, biraz dalgaya da alarak babayı, ‘ya biz dostlar gelip bez alsın da biraz para kazanalım diye eczane açıyoruz, kira veriyoruz, personel çalıştırıyoruz ama sağ olsun dostlar çarşamba pazarından defolu bez alıp böyle sorunlarla uğraşıyorlar’ der, sonrasında hep beraber gülerdik.

Çok uzun yıllara dayalı olarak kirletilen Marmara’nın sonunda iflasını ortaya koyduğu müsilaj konuşulurken akademisyenlerin haykırışlarını görünce yukarıdaki nöbetçi hekimin fırçaları geliyor aklıma. Onlarcası çıkıyor televizyonlara, kimisi kafa kimisi parmak sallayarak kükrüyorlar ama gariban Marmara’nın etrafına toplanmış otuzmilyon insanın, yüzbinlerce işyerinin, onbinlerce sanayi tesisinin, binlerce geminin atıklarının nasıl çözüleceğini söylemiyorlar. Yıllar önce şimdiki Cumhurbaşkanımızın İSKİ Genel Müdürü olarak Haliç’i temizleyen Veysel Eroğlu hoca, yeni projelerde fiziksel arıtmadan sonra atıkların derin deşarjla denize boşaltılacağını söylediğinde ‘ha yüzey ha derin ne fark eder; dipte bizim kakaları yiyecek biri mi var’ dediğimde çevremde herkes gülüyordu. Bugün hatırlamazlar bile.

Hele bir Marmara İzleme Projesi Başkanı var ki tam numunelik. Neler yaptı da kim niye dikkate almadı bilmiyorum; çok dertli adamcağız. Her şeye tu kaka yükleniyor. O kadar olumsuz ki, televizyonda haberci bile tersinden soruyor ‘müsilajın toplanması yanlış mı hocam’ diyerek; hocamız bekliyor bekliyor bekliyor, sanırsın bir radikal çözüm söyleyecek de sorun on dakikada çözülecek. Ama sadece ‘bilmiyorum’ diyor. ‘Ya on yıllardır sürdürüldüğünü söylediğin bir projenin başısın, bunu bilmiyorsan neyi biliyorsun’ diyorum oturduğum yerden ama o beni duymuyor. Gerçi ben de onu duymamışım ya. Körler sağırlar gelmişiz bugüne. Geçtim her soruna yönelik yapılmış birkaç simülasyonu, adamın elinde son yirmi yıldır bölge denizlerinde ikiye bir görülen müsilajın oluşumuyla ilgili bir senaryo veya ortadan kaldırılmasına yönelik bir çözüm önerisi bile yok.

Muhterem devletlûlarımız da günlerce görmezden gelip yattıktan sonra, müsilaj üzerinde yürünebilecek kalınlığa ulaşınca, kapısına altı köşeli yıldız çizilmiş Alman Yahudisinin yıldız silme telaşında koşturmaya başladı. Kıytırık pompalarla müsilaj topluyorlar kıyıdan kıyıdan. Kıyı emniyeti, sahil güvenlik, deniz dibi tarama, hudut sahiller gibi her gün denizde gezinenlerden ses seda çıkmayınca iş çevre bakanlığının sırtında kaldı. Onlar da tatlı tatlı dikey mimari projeler üretirken, yok tuz gölünün tuzu, yok salda gölünün kumu, yok dipsiz gölün dibi gibi eften püften sorunlarla bölünmekten huysuzlaşmışlardı. Şimdi de Marmara’nın salyasıyla uğraşmak zorunda kalıyorlar mecburen.

Dünse durumdan vazife çıkaran yükseköğretim kurumunca düzenlenen bir toplantı yapıldı Cumhurbaşkanlığı külliyesinde. Tabii Cumhurbaşkanımız başkanlık etmiş toplantıya. Sonuç bildirgesini okudum bugün. Baştan sona bilinenlerin yeniden kaleme alınmasından ibaret bir döküman. Kendi işini yapmaktan aciz yükseköğretim kurumu mansıplıları başta başkanlarıyla beraber sanki ağlamaya gitmişler: konuyla ilgili lisans öğrencileri çoğaltılmalı, yüksek lisans ve doktora bursları sağlanmalı, araştırma proje fonları verilmeli, araştırma gemileri yenilenmeli falan filan. Araya da tıkıştırılmış bir sürü boş laf. Fotoğraflara bakılırsa katılımcıların hepsi mutlu orada olmaktan. ‘Şimdiye kadar neredeyseniz efendiler’ dememiş Cumhurbaşkanımız demek ki. ‘Madem bu kadar adam/kadın vardınız da, bu müsilaj niye var a hocalarım?’ diyerek ben sorayım bari. Ha bir de merak ettim onlarca yıldır Marmara İzleme Projesi başkanı olan hocamız gidenlerin arasında mıydı diye.

Ama sanırım ötesi yok artık. Bütün bir dünya haykırıyor çaresizce. Ormanlar yanıyor, buzullar eriyor, göller kuruyor, bitki ve hayvan türleri yok oluyor, okyanuslar çöplerle, özellikle plastik çöplerle doluyor fakat homo sapiens, çoğaldıkça çoğalıyor, tükettikçe tüketiyor, yedikçe şişiyor, şiştikçe yiyor. Yaşamakta olduğumuz küresel salgından bile ders almıyor. Kendisinin yok ettiği ve yok etmekte olduğu binlerce tür bitki ve hayvanı yeniden düşünüp hatalarından dönmek yerine ‘bela’ dediği virüsle savaşıyor.

Bugünden ‘mutlak çevreci bir akıl’la yola çıksak sonumuzu ne kadar uzatabiliriz bilmiyorum ama biz sona yaklaşıyoruz dostlar. Boşuna tepinip vakti kaçırmayın. Herkes kendi elham’ını okusun. Çünkü geride bizim için okuyacak kimse olmayacak.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz. Anladım