Giresun Haberleri

Ne İdik Ne Olduk?

0

Yazarımız Ahmed Çıtlakoğlu, Ne İdik Ne Olduk? başlıklı yazımızda ne kadar yozlaştığımızı anlatmaya çalışmış…

Bir zamanlar;

Ne arabamız ne dolmuşa binecek paramız vardı,

Ne konuşacak hatibimiz ne de mesajımızı iletecek gazetemiz ve televizyonumuz vardı!

*

Lakin bitmek bilmeyen enerjimiz, müthiş bir mücadele azmimiz vardı.

Emellerimiz ve hayallerimiz bilerdi azmimizi, koştururdu bizi.

Birbirimize karşı gıpta edilecek sevgimiz, saygımız, muhabbetimiz vardı.

Evlerimiz, odalarımız küçüktü ama geniş gönüllerimiz vardı.

*

Son zamanlar;

Saraylarımız, villalarımız oldu,

Lüks arabalarımız, yatlarımız oldu,

Bütün gazeteler, televizyonlar bizlerin oldu,

Yok, yok oldu.

Her şey var oldu!

*

Lakin konuşan hatiplerimiz suspus oldu,

Emellerimiz ve ideallerimiz hayal oldu,

Enerjimiz, mücadele azmimiz yok oldu.

Sözlerimiz yalan, hareketlerimiz riya oldu.

Kazançlar haram, bereketler yok oldu.

Edep, hayâ, hoş görü yok oldu.

Sevgimiz, saygımız, muhabbetimiz yok oldu.

*

Biz neden böyle olduk?!

Doğru konuşursak; “9 köyden kovulur” olduk! Köyden kovulmamak için yalan konuşur olduk!

*

Göründüğümüz gibi olmak, ya da olduğumuz gibi görünmek; takdir edilmez oldu… Böyle davranırsak; itibarsızlaştırılır, azarlanır, dışlanır olduk!

Dışlanmamak için gerçek yüzlerimizi saklayıp sahte maskeler takar olduk!

*

Dürüstlük değil, riyakârlık prim yapar oldu.

Doğru konuşan, gerçeği ifade eden asiller değil iltifatımsı ve yaldızlı kelimeleri tercih eden riyakârlar el üstü tutulur oldu.

*

Malına hile katmayan, helâl ve haram hassasiyeti olan dürüst tüccarlar; zarar eder oldu… Enayi yaftasıyla damgalanan beceriksiz, basiretsiz(!) tüccar oldu!

Sahte ve hileli malını yaldızlı ambalaj ve yanıltıcı reklam tuzaklarıyla pazarlayanlar; süper zengin oldu… Madalyalarla ödüllendirilen akıllı(!) iş adamları oldu.

*

Öyle bir hale geldik/getirildik ki yanlışa yanlış, harama haram diyemez olduk!

Hatta “Aman sus! Sakın konuşma, ses çıkartma, yoksa çarpılırsın” diyen olduk.

Akletmez ve düşünmez olduk.

Kim ne derse onu aynen papağan gibi tekrar eder, kim ne verirse onu yemekle yetinir olduk!

*

Bir zamanlar;

“Bu bir davadır… Bu davada kapıda bekçilik yapanlar ve su taşıyanlarla en üst makamda olanlar aynıdır” iltifatlarıyla(!) teselli olduk; kapı bekçiliği ve kapıda su taşıyıcılığını yapmayı dava(!) bildik!

*

Aradan yıllar geçtiği halde hâlâ “sırmalı köşklerde oturanların aynı koltukta, kapıda bekçilik yapan ve su taşıyıcılığı yapanların aynı nöbette” oldukları görülür oldu.

Kapıda nöbet değişimi isteyenler olduğunda “yoruldunuz ise yerinizi sırada bekleyen arkadaşlarınıza bırakınız” denildi ve kapı önüne bırakılarak ödüllendirilir(!) oldu.

*

Bugünün sanal gerçeği ne ve nasıl olursa olsun;

Bizler dünün hakiki gerçeklerine hasretiz ve ikame etmeye devam edeceğiz…

*

9 değil 90 köyden kovulsak da doğruları söylemeye ve yazmaya devam edeceğiz…

Doğru konuşanların 9 köyden kovulmasını; doğrularla işi olmayan o köylerden ve o köylülerden kovulmayı bir ceza değil, şükre vesile bir rahmet bileceğiz!

Bugünün geçici makam ve mevkilerini elde etmek adına hiçbir zaman maske takmayacağız; “olduğumuz gibi görünmeye, göründüğümüz gibi olmaya” devam edeceğiz…

*

Ne mutlu doğru konuşup da 9 köyden kovulanlara!

Ne mutlu göründüğü gibi olan, olduğu gibi görünen asillere!

*

Ne yazık bulunduğu mahalden kovulmamak için yalana dolana dolananlara!

Ne yazık göründüğü gibi olmayan, olduğu gibi görünmeyen maskelilere!

*

“Kör ile gören, iman edip salih ameller işleyenler ile kötülük yapan bir değildir. Siz pek az düşünüyorsunuz.” (Mümin, 58)

Vesselam…

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz. Anladım