Giresun Haberleri

Pandemi Bitmez; Sen Bitsin Demezsen…

0

Covid19 pandemisi sürüyor. Kimileri üçüncü dalgadayız diyor, kimileri birinci dalganın üçüncü pikinde. Pandemiyle ilgili pek çok lüzumsuz konu yanında, bu konumlamaya bile gereksiz bir önem veriyor medya. Her program yapan sanki karunun hazinesinin yerini sorar gibi soruyor konuğuna, o da cevaplamaya çalışıyor ciddi ciddi. Halbuki pandeminin neresinde olduğumuz değil önemli olan, pandeminin nesi olduğumuz. O da belli zaten: konağı. Çin’in gün görmemiş mağaralarında yaşayan yarasaları araştıran bilim insanına mı bulaşıp geldi, kötü niyetli bir araştırma laboratuvarından beceriksiz bir çalışanın sayesinde mi kaçtı, yoksa ortalama bir hastalığa sebep olan az bilinen bir virüsün hiç beklenmedik bir mutasyonuyla mı ortaya çıktı, bilmiyoruz. Bildiğimiz, bir virüs bütün dünyaya yayıldı ve herkesi hasta edebilir olarak insandan insana geziyor.

Misafir olduğu, kimi insanlar hiç hissetmiyorlar bile onun varlığını, kimi ağrı, ateş, tad kaybı falan derken hafiften ağırlayıp gönderiyor onu, kimi varlığına dayanamayıp daha ağır belirtilerle hastanelere düşüp günlerce yatıyor, kimi de vücuda verdiği yüke dayanamayıp ölüyor maalesef. Ülkemizde onbinlerce, dünyada milyonlarca insan vefat etti bu güne kadar. Yüzmilyonlarca insan da iyileşip evine döndü. Ölenlerin ağırlığını yaşamaktan, kalanların daha sonraki zamanlarda neler yaşayacağını konuşamıyoruz bile henüz. Tüm ülkelerde ölümlerin azaltılması için derin ve geniş bir çalışma sürüyor halen.

Hem de, somut bir süreç bilgimiz olmaksızın ve özgün bir ilacımız olmadan. Her fırsat kullanılıyor, her veri kaydedilip sorgulanıyor, her düşünülen araştırılıyor. Binlerce hekim milyonlarca hastayı takip ediyor, ne, nerede, nasıl, niçin sorularına cevap bulmaya çalışıyor. Her gün yüzlerce makale yayınlanıyor. Bulduğumu tek şey kim sorusunun cevabı: 2019-nCoV. Onun da bu geçen zamanda kaç mutantı oldu bilemiyoruz.

Son yirmi yılda ülkemizde sağlığa yapılan kamu ve özel sektör yatırımları pandeminin hastane fazını yüklendi götürüyor elhamdülillah. Bu süreçte geçmişte yapılan pek çok doğru ve yanlış şimdilik genel hastalık baskısının altında gizleniyor. Pandemiden sonra sağ kalırsak çok konuşacağız bunları. Ama sözde gelişmiş ülkeler dahil pek çok ülke hastalığın altında ezildi ve eziliyor. İnsan kayıpları beklediklerinden çok oldu. Halen de sürüyor. Hatta zaman zaman etik zihinleri zorlayan videolar ve haberler yayınlanıyor, vicdanı kanayanlarca. Ama çözüm görünmüyor ufukta.

Pek çok aşı çıktı piyasaya. Ülkeler kapış kapış satın alıyorlar. Kendinden başkasını düşünen de yok. Param var alıyorum havasında hepsi. Lafa gelince çolpakta transatlantik yüzdürenler, insan hakları, eşitlik, özgürlük, demokrasi, dayanışma, yardımlaşma mavallarını sintineye kapatmışlar gidiyorlar. Fert başına düşen milli hasılası ülkemizinkini bir kaç kez katlayan ülkeler bile gönderdiğimiz maskelere selam çaktılar, pandeminin ilk aylarında. Ancak aşının da ne kadar etkili olduğunu veya ne sürede koruyucu olacağını zaman gösterecek bize. Şimdilik bir muamma olarak duruyor.

İşin ilginci, konunun ülkemizde gereğinden fazla siyasallaşması. İktidar ve muhalefet konuyu, beğenmeseler bile sağlık çalışanlarına bırakmak yerine, konunun ortasında durup puan toplama telaşına düştüler. Kurulacak takip kurulu başkanını yapacağı açıklamalar bile iktidara mensup siyasetçiler tarafından günlük olarak törenle açıklanıyor. Muhalefet de yok yanlış söyledin, yok eksik söyledin, yok yalan söyledin diyerek parsa varsa biz de varız kararında saldırıyor durmaksızın.

Ekonomiyse gerçekten kötü. Zaten pandemi öncesi işsizliğin had safhada olmasının sıkıntıları, pandemiye bağlı durağanlıkla yeni işsizlerle katlandı. Hastalığın yayılmasını engellemek için uygulanan kapanmalar da sıkıntıyı büyütüyor doğal olarak. Sağlıkla ekonomi arasında sıkışmış iktidar kontrollü normalleşme gibi laflarla gizleyerek ekonomiye nefes fırsatı vermeye çalışsa da artan ölümler tekrar kapanmaya zorluyor ve zorlayacak hep. Bu ağır dönemde tüm siyasi liderlerimiz cumhurbaşkanımızın yanına oturup onun konuya ilişkin söylediklerine kafa sallamamalarının vebalini taşıyacaklar bundan böyle hep. Ve muhtemeldir ki bu pandemi bu liderlerin hepsini alıp götürecek beraberinde, işini bitirip giderken. Tıpkı doksandokuz depremi gibi.

Şimdi şunu açıkça söylemeliyim ki bu pandemi aylar içinde bitmeyecek. Belki yıllar içinde bitebilir ama bu sürede bizim dayanıklılığımızı sürekli test edecek. Hep saldıracak, hep etrafımızda dolanacak. Kendimizi almazsa bile dostlarımızı, sevdiklerimizi, akrabalarımızı, tanıdıklarımızı alıp alıp götürecek buralardan. Yoksullarımız açlığa doğru kayacak, kendi kendine yeten ortadireklerimiz yoksulluğa yürüyecek. Zenginlerimizin tuzları şimdilik kuru görünse de, geleceğin bilinmezliğe yüreklerini titretiyor.

Bence tüm çözümler insanda. Yani bizde. Sakın bana devlet falan deyip topu taca atma kolaycılığına girmeyin. Altmış yaşındayım ve okuryazarım. Aklım azsa da tecrübem yeter onun azlığının boşluğunu doldurmaya. Devlet boş yere alıp durduğu memurlarıyla emeklilerinin maaşlarını versin yeter.

Öncelikle devletçe konulan tüm yasakları kaldırmalıyız hemencecik. Yerine kendi yasaklarımızı inşa etmeliyiz ancak. Devlet emretti diye değil, pandeminin olağanüstü şartlarının gereğinde hareket etmek zorundayız. Bu hastalık insandan insana bulaştığına göre onbeş dakikadan fazla insan insan ilişkisi gerektiren tüm faaliyetlerimizi, üretim yapan fabrikalar, atölyeler ve işyerleri hariç, durdurmalıyız kendiliğimizden. Ziyaretler, sohbetler, yemekler ve düğünlerimizi falan tamamen askıya almalıyız. Okullarımızı teknolojik çözümler dışında sağlık hariç kapatmalıyız. Mecbur olmayanlar çıkmamalı evlerinden dışarı. Çıkanlar da işini bitirip dönmeli.

Hep söyleyegeldiğimiz maske-mesafe-temizlik sadece önerilebilen tedbirler. Hiç biri çare değil hastalanmamaya. Ama bunlara bile uymayanlar oluk oluk dolanıyorlar parklarda, caddelerde, dükkanlarda. Kendisi hadi intihara niyetlenmiş gidiyor da, uyup ama çocuğun sütü, mutfağın yükü, ebeveynin ihtiyacı temelinde mecburen çıkmış insanlara verdiği riski de görmüyorlar. Koca koca adamlar ve kadınlar utanmadan sıkıldık diyorlar sorunca görevliler. Yuh size be! Hastane yoğun bakım odalarının kapı ardında tek ayak cezası alıp ölümün mekanik ve biyolojik seslerini dinlemek zorunda kalsalar anca uyanır bu izan ve vicdanlar.

Aslında bu insanlarda farkındalık oluşturmak çok kolay. Bütün gazeteler, radyolar, televizyonlar, dijital platformlar üç gün boyunca olağan yayın akışlarını durdurup trt’nin gece yarısına aldığı hastane belgesellerini/görsellerini/seslerini yayınlasa her şey yerli yerine oturur izanlarda ve vicdanlarda. Şimdi diyeceksiniz ki kırk yıllık karısını kırk bıçak darbesiyle öldürenlerde mi? Elbette anormal kişiler hep olacak ama bu üç gün o muhtemel katillere bile hesaplarını yeniden yapmaya zorlayabilecek bir devrearası oluşturacaktır, haza ve hıza alıştırılmışlığın kazık frenle yavaşlatılmasında.

Öte yandan herkes akraba, komşu, tanıdık üzerinden dayanışma seferberliğine çıkmalı bu zamanda. İstiflenmiş paralar yenmez, dostlar için harcanmazsa. Harcansa da tadı da olmaz, tuzu da. İkinci, üçüncü, dördüncü evler boş kalır insanlar ölürse. Lüks araçlar, plazalar, rezidanslar taşınmaz yükler olur sırtlarda. Bugün olanın olmayana, ayakta kalanın hayatta kalana el vermesi gereken gündür.

Bu kadar işte. Gerisi kendiliğinden gelir mutlaka.

Bir de Pandemi Sandığı teklifim var. Pandemi boyunca kamu ve özel sektöre ait tüm bankaların, şirketlerin, holdinglerin, odaların, borsaların, yatırım giderleri sonrası ve vergi öncesi karlarının yüzde doksanını aktaracakları bir dayanışma sandığı kurularak farklı bir çözüm kanalı da eklenebilir sürece. Pandemi sonrası vergi indirimiyle de geri dönüşü garantiye alınabilir mesela.

Bugün baktım da İstanbul trafiği pandemi öncesini aratıyor nerdeyse. Bu şartlarda çok üzülürüz arkadaşlar çok. Kimse ötekini suçlayarak vicdanını temizlemeye çalışmasın. Sözüm herkesedir: siyasetçiye vatandaşa, amire memura, zengine yoksula, kadına erkeğe, gence yaşlıya, bilene bilmeyene, okuyana okumayana. Herkese ama herkese.

Kalın sağlıcakla.

Ha şunu da bilesiniz. Kalın sağlıcakla demek acil şifa dilemekten çok kolaydır. Hele rahmet dilemenin yanında çocuk oyuncağıdır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz. Anladım