Giresun Haberleri

Ölümlerin Yurdu: Afganistan…

0
1978 darbesinden sonra kurulan hükümetin isteğiyle 1979’da Afganistan’ı işgal eden Sovyetler Birliği büyük bir direnişle karşılaştı. Amerika’nın sözde el altından destek verdiği direnişçilere dünya müslümanları da bu meşruiyetin güdümünde büyük katkı verdiler. Hiçbir stratejiye dayanmayan, içerde oluşacak bir birliğe hizmet etmeyen, herkesin kendi adamına veya grubuna yönelttiği bu yardımlar sadece askeri malzemeler değildi. Dünyanın her yerinden küresel sömürü uygulamalarında ruhen ve vicdanen sıkışan müslümanlar da Afganistan’a giderek savaşa destek verdiler. Ancak bu destekler yerelin dinamiklerini değiştirmeye, direnişi tek liderlik altında birleşmeye götüremedi. 1989’da Sovyetler Birliği ülkeyi kuyruğunu kıstırmış olarak terk ederken geriye ülkenin tamamında iktidarı ele geçirmek için birbirleriyle ölümüne savaşan gruplar bırakıyordu. Kendisi de iki yıl sonra darmadağın oldu zaten.
Maalesef Afganistan’daki savaşçı gruplar yıllar içinde birleşmeye yönelmek yerine daha da ayrıştılar. Savaşları giderek büyüdü. Toplumda oluşan rahatsızlık yeni yapılanmalara sebep oldu ve 1994’te Pakistan ve Hindistan medreselerinde okuyan talebelerin anayapısını oluşturduğu Taliban, Pakistan ve dolayısıyla Amerika’nın desteğinde Afganistan’a girerek kısa zamanda diğer grupları büyük ölçüde ezip ülkede hakimiyeti ele geçirerek Afganistan İslam Emirliğini kurdu. Ancak işler Amerika’nın istediği gibi ilerlemedi. Taliban ülkede kendi umdeleri çerçevesinde tüm alanları kontrol eden yapısıyla dışa giderek kapandı ve küresel sisteme kafa tutan bir yola girdi.
2011 Eylül’ünde New York’ta Dünya Ticaret Merkezinin ikiz kuleleri iki yolcu uçağını ele geçirerek intihar dalışına zorlayanlarca yerle yeksan edilirken üçüncü uçak Pentagon’a çarpmış, dördüncüsü ise yolcuların müdahalesi sonucu Pensilvanya eyaletinde bir yerlere düşmüştü. Nedeni ve nasılı çok aydınlanmayan ve aydınlatılamayan bu saldırıların sonucunda Amerika’da üçbine yakın insan ölürken bunu küresel sistemine saldırı kabul eden yönetim aynı yıl Afganistan’a saldırarak ülkeyi işgale girişti. Tabii ki yanına irili ufaklı, sözde müttefiki olan, hempalarını da almıştı.
1839’da Doğu Hindistan Şirketinin emelleri doğrultusunda başlayan İngiliz-Afgan savaşından beri, günyüzü görmeyen, hep yoksulluk ve yolsuzluklarla kıvranan, hep ordan ora göçen, hep savaşan, hep ölen Afganistan halkı, miladi 21. yüzyıla da koşullarının ağırlaşmasıyla giriş yapmıştı. Bırakın sözde büyük İskender’in işgali ve sonrasındaki yüzyılları, son iki yüzyılı da ölümlerle içli dışlı olarak geçiren halk, bu yeni ölümlere de hazırdı. Öyle de oldu zaten. Amerika zulüm ve ölümlerle dolu yirmi yılını doldurarak İngilizler ve Ruslar gibi ülkeden kuyruğu kıstırmış kaçarken arkasına bile bakacak hali yoktur.
Bugün sabah TRT Haber’de Amerikalı yetkililerin üç ila yedi gün içinde Taliban’ın Kabil’i kuşatabileceğini açıkladıkları haberini izleyince zihnim dolaştı birden. Sanki, bu ülkeyi1989’dan 1991’e el altından ve 1991’den 2021’e doğrudan işgalle yönetmeye çalışanlar onlar değil. Sanki, Guantanoma’da, Macaristan’da, hatta Bagram’da yüzbinlerce Afganlıyı işkenceden geçirenler onlar değil. Sanki, önce destekledikleri Usame bin Ladin gibi yüzlercesini önce komünist düşmana karşı savaşan kahramanlar olarak ilan ederken sonrasında küresel terörist ilan edip beyazsarayda uzaktan izledikleri operasyonlarla üzerine binlerce mermi sıkıp öldürdükten sonra parçalayıp helikopterlerle okyanuslara atanlar onlar değil. Sanki, cenk kalesinde, düğün evlerinde, bayram kutlamalarında binlerce insanı bombalayarak öldüren onlar değil. Sanki, koca ülkeyi kan ve ölüm gölüne çevirmelerine rağmen gelişen direnişe dayanamayıp akşam misafirliğinden ayrılan bacanak tadında hadi bize eyvallah kıvamında mesajlarla defolup gitmek zorunda olanlar onlar değil.
Hele TRT Haber’in haber kurgusuna ne demeli? Sanki açıklamayı yapanlar Kadıköy Şükrü Saraçoğlu Stadyumunda Fenerbahçe-Akhisar maçının seyircileri. Kullanılan dil öylesine renksiz ki, o yetkililer her şeyden habersiz, suçsuz, günahsız ve söyledikleri de tarafsız tespitler sanki.
Yok öyle yağma! Herkes yaptığının bedellerini bir bir ödeyecek. 1999’da üçüncü İngiliz-Afgan savaşı sonrasında İngiltere küresel iddialarından vazgeçmek zorunda kaldı.
1989’da Afgan direnişini kıramayan Sovyetler Birliği küresel iddialarını bırakmakla kalmadı, kendisi de dağıldı gitti. Bu sefer de, Amerika Birleşik Devletleri çareyi kaçmakta buldu ama o da dağılacak yakında. Tuz buz olacak küresel hakimiyeti. Siyah beyaz, kuzey güney, zengin yoksul, evangelist protestan çatışmaları onu da güze varmış kavak yapraklarına döndürecek. Gün ola harman gele..
Afganistan’daki Türkiye’ye gelince, geçmişte duruşunu bilemem. Ne yaptı, nasıl yaptı, bir Afganlıyla görüşüp dinleme fırsatım olmadı hiç. Ama ilk gidişi kötüydü. Amerika’nın kuyruğuna takılmış bir ülkenin vatandaşı olmaktan utanmıştım kendi kendime. Ama zamanla Afganlıların Türk askerlerine fazla tepki vermemesi belki de bazı kötülüklerin engeli ve bazı desteklerin sebebi olmuşlardır diye düşündürdü bana, 1974 öncesi Kıbrıs’taki Pakistan askerleri gibi. Bugünse, Türkiye’nin Afganistan’da askeri varlığıyla kalmasına dair konuyu yetkililerin gündeme getirişlerinde bazı görüşmeler ve sözleşmeler yapılmış gibi bir tad var. Bekleyip göreceğiz sonucu.
Yaşayan bilir her şeyi. Gerisi laf-ı güzaftır. Bize bugünlük; Afganlı kardeşlerimizin sulh ve sükuna varmaları için dua etmek kalıyor. Yarını, ancak Rabbim bilir.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz. Anladım